Evet evet!
Biliyorum ben bu oyunu!
Korebeydi degil mi? Ozellikle yarim baglayip gozlerini alttan gorebildigini caktirmadan, yakalayamamaca!
Haaa...tabii yaa, saklanbac olmali; kosebucak, en gizli yere, en kisa zamanda saklanmaca! 1...2...3...puf!SOBE!
Dalya olabilir? Abuk sabuk ust uste konmasi zor tum taslari dizip, koca bir topla yikilisini izlemek!
Ebe olmasin yoksa! Kan ter icinde dokunup, EBESIIIN!ebe! Simdi ne bok yersen yeee...
TABU?anlatabilecegin zaten 3 kelime varken, 5 yasakli kelimeyi asla soyleme...
Istop! At ve kac!vur ve kos hikayesi?
Yokk yokkk, olsa olsa ortada SICAN!bu.
TIP?
Doktorculuk?tabii sen doktor ben HASTA!
El el ustunde kimin eli var?
Isim-sehir- HAYVAN?
Kim-kiminle-nerede-ne yapiyor?
Bilmece bildirmece?
Ben yandim sen yanma?
Kendi dusen aglamaz?
Uzun ESSEK!
Himm...
Hayat mi?
Haaa...bu oyunu ben bilmiyorum. Kucukken hic oynamamisim!
Ne yani fasulyeden miyim simdi??
Sevgiler,
25 Ağustos 2011 Perşembe
28 Nisan 2011 Perşembe
Önce pisidim, sonra kösüdüm...
Birşeyler olup bitiyor, günler çabucak geçiyor bu ara...Ve havalar bir türlü ısınmıyor. Tek peşimden koşmayan, zamanı kovalamayan o sanırım.
Geceler pek bir sessizleşti, sönük ışıkların sebebi su kirli arkaya bakan camdan olmalı... Sessizlik terastan uzanıyor; su karsımdaki terastan, gece gündüz duvarları dinleyen kuzu kopek yok son zamanlarda. Yıl da bitmiş gibi zaten, yaz da gelmiyor uzun zamandır. Pek ilgilenmedim ben de su duvarla; boyaları dökülmüş, kazınmış gibi geldi bana.
Bir tuttuğum takim iyi bu aralar bana, onu da layıkıyla takdir edemedim son zamanlarda.(En büyük fener!)
Ya su masamdaki sentetik tiner; batar durur gözüme. Niye hiç kullanılmamış halde 3 senedir taşırım ki oraya, buraya?
Atasım var. Bu gece çözünsün gittiği yerde, hatta ne yarsa yapsın!
Dursun isterse masamda...
Demin düşündüm daha kediyi, ittim masadan indi. Kim bilir ne dedi arkamdan? O kadar hayırsızım bugüne. Zaten ısınmayan havaya tiltim. Hâlbuki hiç sevmem sıcağı, gelmeyeceği varsa da varsın gelmesin.
Arabadan inip öyle kendimden bihaber girerken apartmana, Adıgüzel'le o hiç gerek olmayan muhabbetimi de etmedim. O da bakmadı ya yüzüme...neyse!
Yattım uyuyamadım, kalktım gözümü açamadım. Su bir soğudu, bir ısındı; bir turlu ayarlayamadım.
Su kaplumbağaları bile kıçlarını dönüp bir bakmadılar ya, kurtçuklarını kafalarına attım, üstüne gülmedim bile. Sonra ittiğim kediyi aradım evde, öyle boş baktı ki suratıma, aman git başımdan be! diye söndürdüm ışığını odanın.
Karsımda duran saçma sapan tellere sardım kafamı.
Sonra bi sakinledim...
Bi durdum...
Pencereden gelen ılık havayı çektim içime.
Ve dedim ki o pis cama yansıyana; "yoksa ya la! Ben mi tuhafım bu ara?"
"YoOo...yooo...Ben bu gelmeyen yazın yorgunuyum, yoksa bir lafım yok bahara."
28 Nisan 2011
00:14
--
özlemereker
özlemereker
17 Mart 2011 Perşembe
bahar da geliyor ya...
Bazen sessiz kalmalı, hayat bize ne diyor dinlemeli...
Derin bir nefes alıp, gökyüzüne çevirip yüzü, uçan kuşlardan başlamalı her yeni güne.
Bu sabah böyle başladı.
İçimi; önce kaldırım taşlarından başladım dökmeye; tane tane yağan küçük beyaz, gitgide büyüyen soğuk karları boşalttım taşlara. Her geçen araba amaçsızca üzerinden geçerek, su gibi yapsın, eritsin diye. Onları izlerken, giriş katlarına bıraktım içimdeki karanlığı, depolara, perdeleri henüz açılmamış odalara. Balkonlarda çığlık sesleri takılıp kalmıştı. Bir sandalye çekip biraz dinlendim o terasta, bir sessizlik bürümüştü; aldım yanıma. Çıktım çatılara, en gereksiz içimde patlayan gücü verdim çatılara, her bir kiremide dokunarak ulaştım antenlere. Kablolara tutundum, içlerine fısıldadım; kafamın içindeki anlamsız, sürekli konuşan, ıvır vızır ne varsa, tüm sesleri akıttım telefon kablolarına. Arada çakan görüntüleri; korku, gerilim, drama, aşk, hüzün, ne varsa hepsini toplayıp dağıttım televizyon kanallarına. Sonra derin bir nefes aldım; içimde açılan tüm boşluklara doldurarak temiz havayı.
Başımı hafifçe kaldırıp, parçalı bulutlara açtım gözümü. Umutlarımı attım üstlerine ve bu sabah özgür bir kuşun kanadına takılarak başladım bu günüme.
Bugün,
Yollardan akan suları, gereksiz karanlık odaları, garip sesler çıkan balkonları,
Huzurlu terasları, telefon hatlarına karışan anlamsız sesleri,
Hiç bilmediğiniz sinema filmlerini,
Kafanızı kaldırıp baktığınızda, sizi alıp bir yerlere götüren o parçalı bulutları,
Havada süzülen o özgür kuşları,
ben yarattım bu sabah.
Hayat bazen ona ne verirsek, onu yazıyor.
Bu sabah anladım ki çözemediğimiz içimizde kalan her şey/duygu doğada çözülüyor.
Bahar da geliyor ya, salın gitsin içinizde ki karanlıkları, soğuk karları...bir yerlere koyamadığınız ıvır zıvırları salın ki yeşersin bahar dalları!
--
özlemereker
Derin bir nefes alıp, gökyüzüne çevirip yüzü, uçan kuşlardan başlamalı her yeni güne.
Bu sabah böyle başladı.
İçimi; önce kaldırım taşlarından başladım dökmeye; tane tane yağan küçük beyaz, gitgide büyüyen soğuk karları boşalttım taşlara. Her geçen araba amaçsızca üzerinden geçerek, su gibi yapsın, eritsin diye. Onları izlerken, giriş katlarına bıraktım içimdeki karanlığı, depolara, perdeleri henüz açılmamış odalara. Balkonlarda çığlık sesleri takılıp kalmıştı. Bir sandalye çekip biraz dinlendim o terasta, bir sessizlik bürümüştü; aldım yanıma. Çıktım çatılara, en gereksiz içimde patlayan gücü verdim çatılara, her bir kiremide dokunarak ulaştım antenlere. Kablolara tutundum, içlerine fısıldadım; kafamın içindeki anlamsız, sürekli konuşan, ıvır vızır ne varsa, tüm sesleri akıttım telefon kablolarına. Arada çakan görüntüleri; korku, gerilim, drama, aşk, hüzün, ne varsa hepsini toplayıp dağıttım televizyon kanallarına. Sonra derin bir nefes aldım; içimde açılan tüm boşluklara doldurarak temiz havayı.
Başımı hafifçe kaldırıp, parçalı bulutlara açtım gözümü. Umutlarımı attım üstlerine ve bu sabah özgür bir kuşun kanadına takılarak başladım bu günüme.
Bugün,
Yollardan akan suları, gereksiz karanlık odaları, garip sesler çıkan balkonları,
Huzurlu terasları, telefon hatlarına karışan anlamsız sesleri,
Hiç bilmediğiniz sinema filmlerini,
Kafanızı kaldırıp baktığınızda, sizi alıp bir yerlere götüren o parçalı bulutları,
Havada süzülen o özgür kuşları,
ben yarattım bu sabah.
Hayat bazen ona ne verirsek, onu yazıyor.
Bu sabah anladım ki çözemediğimiz içimizde kalan her şey/duygu doğada çözülüyor.
Bahar da geliyor ya, salın gitsin içinizde ki karanlıkları, soğuk karları...bir yerlere koyamadığınız ıvır zıvırları salın ki yeşersin bahar dalları!
--
özlemereker
7 Şubat 2011 Pazartesi
Ellerin ve dokunduğu yerler...
bir Şubat karının ortasında, güneşin içini ısıtması gibi,
tek başına yürürken, aklındaki bin bir türlü soru ve cevaba hayretle bakarken,
arada gülümsemek gibi,
hatta herkes alakasız bir şeyler söylerken ve sen o alakasız şeylere
gülümserken,
gözünden düşen iki damla yaşa hakim olamamak gibi;
hatta ve hatta bu hissettiğinle gurur duymak gibi,
durduramadığın, içinden geçenlere hakim bile olmak istemediğin zamanlar gibi,
bunca geçen zamana rağmen, daha dün elini sallayıp arkana bile
bakmadan gittiğin günü, kucağında hissetmek gibi,
hem öfke gibi, hem teslimiyet gibi,
sevgilinin seni terk edişini izlerkenki anlamsızlık gibi,
bir saat öncesine, bir dakika öncesine dönmek için dünyaları vaat
ettiğin gün gibi,
artık yetişkinliğini kabullenmek gibi,
herkesi sevdiğini hissettiğin gün, bu gün gibi,
etrafında tanıdığın alakalı alakasız insanların hayatlarından sana
haber vermenin inanılmaz yükü gibi,
gece sabahı beklemenin huzursuzluğunu, sabah ilk nefesinde yenebilmek gibi,
anneni, başka bir ses tonuyla aramak neden aradığını anlatamak gibi,
babanı, o gün yıllardır konuşmamışsın gibi arayıp, "nasılsın baba!"
demek gibi...
7 yasında bir çocuğun, sadece resim yaparak kutlayabileceği bir doğum
günü olduğunu bilmesi/tahmin etmesi/onu kabul etmesi gibi,
Frodo'yu izlerken seni görmek gibi...
bu günü, 200 kişi arasında sessiz sedasız kutlayabilmek gibi...
en garibi de, bu satırları yazıp işine geri dönebilecek kadar olan,
gerçek yaşam!
" Doğdun, büyüdün olabildiğin en yüksek mevki belki de Abiliğin idi."
bil ki onu da en layığı ile yerine getirdin.
Bu günüm benim.
bu günüm bana.
bu günümdeki her şey de sana, armağan olsun!
7 Şubat 2011
"ne mutlu ki hala ellerinin dokunduğu yerlerdeyim..."
özlemereker
tek başına yürürken, aklındaki bin bir türlü soru ve cevaba hayretle bakarken,
arada gülümsemek gibi,
hatta herkes alakasız bir şeyler söylerken ve sen o alakasız şeylere
gülümserken,
gözünden düşen iki damla yaşa hakim olamamak gibi;
hatta ve hatta bu hissettiğinle gurur duymak gibi,
durduramadığın, içinden geçenlere hakim bile olmak istemediğin zamanlar gibi,
bunca geçen zamana rağmen, daha dün elini sallayıp arkana bile
bakmadan gittiğin günü, kucağında hissetmek gibi,
hem öfke gibi, hem teslimiyet gibi,
sevgilinin seni terk edişini izlerkenki anlamsızlık gibi,
bir saat öncesine, bir dakika öncesine dönmek için dünyaları vaat
ettiğin gün gibi,
artık yetişkinliğini kabullenmek gibi,
herkesi sevdiğini hissettiğin gün, bu gün gibi,
etrafında tanıdığın alakalı alakasız insanların hayatlarından sana
haber vermenin inanılmaz yükü gibi,
gece sabahı beklemenin huzursuzluğunu, sabah ilk nefesinde yenebilmek gibi,
anneni, başka bir ses tonuyla aramak neden aradığını anlatamak gibi,
babanı, o gün yıllardır konuşmamışsın gibi arayıp, "nasılsın baba!"
demek gibi...
7 yasında bir çocuğun, sadece resim yaparak kutlayabileceği bir doğum
günü olduğunu bilmesi/tahmin etmesi/onu kabul etmesi gibi,
Frodo'yu izlerken seni görmek gibi...
bu günü, 200 kişi arasında sessiz sedasız kutlayabilmek gibi...
en garibi de, bu satırları yazıp işine geri dönebilecek kadar olan,
gerçek yaşam!
" Doğdun, büyüdün olabildiğin en yüksek mevki belki de Abiliğin idi."
bil ki onu da en layığı ile yerine getirdin.
Bu günüm benim.
bu günüm bana.
bu günümdeki her şey de sana, armağan olsun!
7 Şubat 2011
"ne mutlu ki hala ellerinin dokunduğu yerlerdeyim..."
özlemereker
4 Kasım 2010 Perşembe
Mektup. "bir akşam masalı"
Pireler ve devler, kayboldular,
Pireler uyudu, devler magralarına gitti...
Bi böcekler kaldı, dolanıp duruyorlar, karanlıkta o köşeden bu köşeye kaçışıp duruyorlar!
Bir de ben var.
yarı aydınlık ışığın altında.
Yazmaya giden, ellerim var birde.
Onlar, halden de anlamazlar, yazmak bir geldi mi!! aslan kesilir, laf anlamazlar.
yarı uyanık gözlerim...onlar yok mu!
Elbette görmekteler olup biteni.
Ama zavallıların dilleri bile yok,
Seyirci kalmaktalar.
sonra kulaklarım!
Gözlerin yarı uyumasını saglamaktalar şimdi.
En cok calısan onlar. Azimle kapakları bir acıp kapatmaktalar, yogunlar anlayacağın.
Dilim desen,öyle bir küsmüş ki olup bitenlere...
yaslanmış dişlerimin arasına, sesi solugu cıkarmamakta dısarı...
Ne zorluklara katlanmıs ah şurada duran yüreğim, en cok ona borçluyuz ama bilmez ki o olmadan pek de rahat yaşarız.
Yok çekip gitmemekte kararlı. Oturur durur dizimin dibinde.
Eğilip bükülüp, etrafı izleyen boynuma ne demeli, taşır üzerinde ki yükü taşımaya da, belli ki huzursuz üst kattaki takırtı tukurtulardan...
Ah zavallı kafam benim!!
Oda burada olmaz mı!
Bi türlü yerleşemedi senelerdir, taşıyıp durur eşyaları, o köşeden...bu köşeye.
Amaann hiç sorma karnımı, hep hasta!
Bi kıramp girdi diyo, bi bulandı diyo!
Psikolojik diyorum ben,
O kalbimden şikayetçi, seslerden bunaldın diyorum.
anlamıyo...
Hepimizin şikayetçisi mi? ahh, sorma onları,
Ayaklarım işte yuvarlanıp gidiyo...laftan sözden anlamıyor bu aralar. Bacakları bekçi diktim tepelerine. Tuttugu kadar tutuyorlar ayakta.
Omuzlar desen, biri bir şeytana uydu, biri desen bir melek!!!
Sırtımsa dimdik şimdilik maşallah! Degme adamlara taş çıkarır. Almış bir yükü işine bakıyor.
Aklım!
O yerinde allaha şükür.
İşini bilen bi o var şimdilik.
Bizde güvendik bakalım düştük peşi sıra gitmekteyiz.
Yazık!
bir ses var içimde, daha ergen!
Ne dediği belli, ne de çıktığı!!
kendi halinde komşu komşu gezmekte.
Ha!kedim mi o iyi,
Tepemde gezinmekte...
çok şükür agzı var da dili yok!
ama, bir gölge var ki peşim de bir bırakmadı ki,
Oturup kalayım bir başıma!
04112010
Pireler uyudu, devler magralarına gitti...
Bi böcekler kaldı, dolanıp duruyorlar, karanlıkta o köşeden bu köşeye kaçışıp duruyorlar!
Bir de ben var.
yarı aydınlık ışığın altında.
Yazmaya giden, ellerim var birde.
Onlar, halden de anlamazlar, yazmak bir geldi mi!! aslan kesilir, laf anlamazlar.
yarı uyanık gözlerim...onlar yok mu!
Elbette görmekteler olup biteni.
Ama zavallıların dilleri bile yok,
Seyirci kalmaktalar.
sonra kulaklarım!
Gözlerin yarı uyumasını saglamaktalar şimdi.
En cok calısan onlar. Azimle kapakları bir acıp kapatmaktalar, yogunlar anlayacağın.
Dilim desen,öyle bir küsmüş ki olup bitenlere...
yaslanmış dişlerimin arasına, sesi solugu cıkarmamakta dısarı...
Ne zorluklara katlanmıs ah şurada duran yüreğim, en cok ona borçluyuz ama bilmez ki o olmadan pek de rahat yaşarız.
Yok çekip gitmemekte kararlı. Oturur durur dizimin dibinde.
Eğilip bükülüp, etrafı izleyen boynuma ne demeli, taşır üzerinde ki yükü taşımaya da, belli ki huzursuz üst kattaki takırtı tukurtulardan...
Ah zavallı kafam benim!!
Oda burada olmaz mı!
Bi türlü yerleşemedi senelerdir, taşıyıp durur eşyaları, o köşeden...bu köşeye.
Amaann hiç sorma karnımı, hep hasta!
Bi kıramp girdi diyo, bi bulandı diyo!
Psikolojik diyorum ben,
O kalbimden şikayetçi, seslerden bunaldın diyorum.
anlamıyo...
Hepimizin şikayetçisi mi? ahh, sorma onları,
Ayaklarım işte yuvarlanıp gidiyo...laftan sözden anlamıyor bu aralar. Bacakları bekçi diktim tepelerine. Tuttugu kadar tutuyorlar ayakta.
Omuzlar desen, biri bir şeytana uydu, biri desen bir melek!!!
Sırtımsa dimdik şimdilik maşallah! Degme adamlara taş çıkarır. Almış bir yükü işine bakıyor.
Aklım!
O yerinde allaha şükür.
İşini bilen bi o var şimdilik.
Bizde güvendik bakalım düştük peşi sıra gitmekteyiz.
Yazık!
bir ses var içimde, daha ergen!
Ne dediği belli, ne de çıktığı!!
kendi halinde komşu komşu gezmekte.
Ha!kedim mi o iyi,
Tepemde gezinmekte...
çok şükür agzı var da dili yok!
ama, bir gölge var ki peşim de bir bırakmadı ki,
Oturup kalayım bir başıma!
04112010
15 Ekim 2010 Cuma
o malum atasözüne hitaben...
Benim de iyi olmadığım, hiç anlamadığım şeyler var...yok mu!!
Sen kardeşim, aldın yan marketten bir şarap almaya da içicen. İyi, hoş. Hiç mi anlamazsın o şişe alındıktan sonra içilmiyo!
Açılacak elbet...
O hanım efendi razı olup kollarını şişeye, girme hazzıyla havaya bi kaldırsa diye girmedigim pozisyon kalmadı!
Ordan denedim ı ıh burdan ı ıh derken tekrarlardan bi müddet sonra ben ümidi mi kaybetmek üzere, baska Miller şişelerinln hayaline dalmışken, bi anda bi bak sen, kollar havada! Yok güzelim o öyle değil indir bakalım kolları derken pıt! Sen şişe açıl...o koku yayıl...hah dedim olay buymuş.
Sen koyarsın sebzenin yanın da salak salak, içersin dolu bi bardak...derken vakit olmus tabak kaldırılırken, hah dedim geldik mi yol ayrımına, kaldık 3 kişi, biri tahtan habersiz prenses, biri kendini beğenmiş bir şişe, biri de tanımsız mantar! Şimdi kim kimin içine girecek göreceğiz...ulan dedim bi kendime dönüp, içemedin mi de şu mereti bilmezsin sonun da ne bok yiyeceğini....mantarı alır elime o zerafetle cıktıgı şişeye sokar, elinin tersiyle itmek koşuluyla zorlarsın zorlamaya da, girmez ki meret...lan burdan cıkmadı mı ne ki....dlye, derken...haa havalanma mevzusu mu bu şarap olayı, o havalanırken mantarda bi yandan küçülüyo mu ki!olur mu öyle şey derken, gözümle hizaladıgım mantarın ters tarafını sokarsın şişeye, hah dur bak uydu bu!!derken ve bu kadar şeyin içinde kendime hayretle bakarken, yaptığım en aptalca şey o mantara bi de, girsin diye vurmak oldu!!!sen mantarın otu boku dökül şarabın içine!!yüz o güzelim benim içeceğim yudumlar da...off dedim hem bekar, hem yanlız, hem de atasözlerinden habersiz olmak insanı aptal ediyo...
Elinde kadeh tutması, içtikçe şişkinlik yapmaması iyi de... şarap sevenleri de...kınamıyorum da,
şu twist off kapaklı biraların gözünü seveyim yaw...
özlemereker
Sen kardeşim, aldın yan marketten bir şarap almaya da içicen. İyi, hoş. Hiç mi anlamazsın o şişe alındıktan sonra içilmiyo!
Açılacak elbet...
O hanım efendi razı olup kollarını şişeye, girme hazzıyla havaya bi kaldırsa diye girmedigim pozisyon kalmadı!
Ordan denedim ı ıh burdan ı ıh derken tekrarlardan bi müddet sonra ben ümidi mi kaybetmek üzere, baska Miller şişelerinln hayaline dalmışken, bi anda bi bak sen, kollar havada! Yok güzelim o öyle değil indir bakalım kolları derken pıt! Sen şişe açıl...o koku yayıl...hah dedim olay buymuş.
Sen koyarsın sebzenin yanın da salak salak, içersin dolu bi bardak...derken vakit olmus tabak kaldırılırken, hah dedim geldik mi yol ayrımına, kaldık 3 kişi, biri tahtan habersiz prenses, biri kendini beğenmiş bir şişe, biri de tanımsız mantar! Şimdi kim kimin içine girecek göreceğiz...ulan dedim bi kendime dönüp, içemedin mi de şu mereti bilmezsin sonun da ne bok yiyeceğini....mantarı alır elime o zerafetle cıktıgı şişeye sokar, elinin tersiyle itmek koşuluyla zorlarsın zorlamaya da, girmez ki meret...lan burdan cıkmadı mı ne ki....dlye, derken...haa havalanma mevzusu mu bu şarap olayı, o havalanırken mantarda bi yandan küçülüyo mu ki!olur mu öyle şey derken, gözümle hizaladıgım mantarın ters tarafını sokarsın şişeye, hah dur bak uydu bu!!derken ve bu kadar şeyin içinde kendime hayretle bakarken, yaptığım en aptalca şey o mantara bi de, girsin diye vurmak oldu!!!sen mantarın otu boku dökül şarabın içine!!yüz o güzelim benim içeceğim yudumlar da...off dedim hem bekar, hem yanlız, hem de atasözlerinden habersiz olmak insanı aptal ediyo...
Elinde kadeh tutması, içtikçe şişkinlik yapmaması iyi de... şarap sevenleri de...kınamıyorum da,
şu twist off kapaklı biraların gözünü seveyim yaw...
özlemereker
30 Eylül 2010 Perşembe
Yağmur ile gelen...
Şükürler olsun iki üç damla yağdı kafamızın üstüne,
Gözlerimi kapatıp dinleyince tık..tık..tık.. açınca şıp...şıp...şıp... J
Etrafa bakınca, burdayımm...burdayım....
Sabah, bi huzur içinde uyanmış pencereden bakarken
birden bire, oramdan buramdan giren/çıkan rüzgarı hissettim.
Aniden ağaçlar sallanmaya, neşeyle soyunmaya başladılar gibi,
Bir o yana bir bu yana gidip etrafa yapraklarını saçıyorlardı.
Sırıttım! .
Sonra şöyle bir yola baktım ki,
Herkes bir dengesiz, sanki umulmadık bir fırtınaya yakalanmışcasına alla allah der gibi,
Hatta aldığım bir bilgiye göre uzmanlar, sürücülerin bu bölgelerde sabah ilk görmek
istedikleri kisilerle göz kontağını sağlayamama riskine hazırlıklıolmalarını öneriyormuş...muş.
Kimi etek – atlet, kimi kazak – mont...
Kimi mutluluktan koşar adım, kimi nefretle kös kös,
Oh be dedim!
OH!
Herkes bi kendine gelsin herkes bi hissetsin bakalım gelip,
her yerine izinsiz dokunup kaçan rüzgarı.
Durduk yere kolumda bir acıyla irkildim!
Saşkın, anlamsız ve ifadesiz Diesel ile burun buruna geldik,
Saşkın, anlamsız ve ifadesiz Diesel ile burun buruna geldik,
Oturmuş bana bakar,
- “Hasta mısın be!!!” dedim öfkeyle.
- “İiiiiyOOwwuuuuUUU” diye (kedisi olanlar bilir, sinirlenme sesi uzun ve içten, kulaklar geride) O bitmeyen sesten hemen sonra bakmaya devam, anlamsız anlamsız.
Kaşlarım çatık “git başımdan” dedim!
- "YOWWWUuuuuuu!!"
Derin bi OFF! Çekip sırıtmaya devam ettim.
Gözleri yarı kısık anlamsız öfke topuna, hem bak ne güzel hava noluyosun durduk yere cık..cık...söylenirken ben,
gırrrr gıırrr gırrrrrrrrrrrr uyudu uyuyacak, mırlamaya başladı yanıbaşımda. Hah dedim. Salak!
Bi sen eksiktin. Anlamsız!
Derini servis beklerken izledim sonra, al birini vur ötekine,
Ağaç altında servis bekliyor ciddi ciddi yola bakıyor,
Sonra birden bire, durduk yere kafasını kaldırıp yukarı diliyle yağmur yakalamaya çalışıyor...
Olduğu yerde zıplamaya başlıyor... Sonra tekrar bi ciddiyet ve “nerde kaldı yahuu bu servis!!” demesiyle,
Tek kaşım havada ona bakakalan ben!
Takım elbiseli adamcağız oldukça ifadesiz, bir o kadar da tedirgin... şemsiyesiyle ilerliyor,
Tahminen diyorum kahvemi yudumlarken, uyanamadı J. Derken o beyfendi aklı başında adamcağız,
Ağzı bir dolu küfür ile yerinde tepinmeye başlıyor, o ne lan! diye hayretler içinde adama bakarken,
paçasına sıçrayan tek bir çamur damlasını silkerek, yoluna aynı uyku seviyesinde devam!
Hah dedim bu sabah içimden, hah! İyice kafayı sıyırdınız iyi oldu size,
Öyle farkında olmadan yürürseniz hayata, elbette dürtecek arada!
30.09.2010
ozlemereker
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

